Kavuştuğumuz Şeylere Neden Bu Kadar Çabuk Alışıyoruz
İstediğimiz şeye kavuştuktan kısa süre sonra o parlaklık kayboluyor. Alışma denen mekanizma nasıl çalışır ve nasıl yavaşlatılır?
Derya Ilgaz 4 dk okuma
Uzun süredir istediğiniz bir şeye nihayet kavuştuğunuz anı hatırlayın. Yeni bir ev, uğraşarak alınmış bir eşya, beklenen bir terfi. İlk günlerde her şey parlaktır; sabah uyandığınızda bile o şeyin varlığını hissedersiniz. Sonra ilginç bir şey olur. Üçüncü hafta o parlaklık azalır, ikinci ayda neredeyse kaybolur, altıncı ayda ise o şey artık hayatınızın görünmez bir parçasıdır. Ne mutluluk verir ne de fark edilir. Bu kayboluş bir kusur değildir; insan zihninin en temel çalışma biçimlerinden biridir ve alışma denen sürecin sonucudur.
Zihin farkları ölçer, düzeyleri değil
İnsan algısı mutlak değerlerle değil değişimlerle çalışır. Karanlık bir odaya girdiğinizde ilk anda hiçbir şey göremezsiniz, birkaç dakika sonra eşyaları seçmeye başlarsınız; oda aydınlanmamıştır, gözünüz yeni düzeye ayarlanmıştır. Aynı mekanizma sıcaklık, ses ve koku için de geçerlidir. Bir eve girdiğinizde hissettiğiniz kokuyu on dakika sonra artık almazsınız; koku hâlâ oradadır ama zihin onu bilgi olmaktan çıkarmıştır.
Bu ayarlanma yeteneği duygular için de işler. Yaşam koşullarındaki iyileşmeler ilk aşamada güçlü bir tatmin üretir, sonra yeni durum "normal" olarak kaydedilir ve tatmin sıfıra doğru geri döner. Kötü olaylar için de aynı şey geçerlidir: insanlar ciddi kayıpların ardından da beklediklerinden çok daha hızlı biçimde eski duygusal düzeylerine yaklaşır. Bu simetri önemlidir, çünkü alışma yalnızca sevinci çalan bir hırsız değil, aynı zamanda acıyı taşınabilir kılan bir güvenlik sistemidir.
Alışmanın işlevi ne
Duygular bilgi taşır. Bir duygunun görevi, dikkati önemli bir değişime yöneltmektir. Değişim kalıcı hâle geldiğinde ise o bilgi eskimiştir; sürekli aynı sinyali vermek zihni gereksiz yere meşgul eder. Alışma bu yüzden vardır: sistemi sıfırlayıp yeni değişimleri fark edebilecek hâle getirir. Hiç alışmayan bir insan, ilk günkü sevinciyle donup kalır ve yaklaşan tehlikeyi ya da yeni fırsatı göremez.
Bu işlevsel açıklama, alışmayla savaşmanın neden çoğu zaman boşuna olduğunu da gösterir. "Sahip olduklarımın kıymetini bilmeliyim" cümlesini kendine tekrarlayan biri, kısa süreli bir farkındalık yaratır ama mekanizmayı durduramaz. Daha verimli yol, alışmanın hangi alanlarda hızlı hangi alanlarda yavaş işlediğini bilmek ve tercihleri buna göre kurmaktır.
Neye çabuk alışılır, neye alışılmaz
Sabit ve değişmeyen şeylere çok çabuk alışılır. Bir odanın metrekaresi, bir arabanın rengi, bir eşyanın markası her gün aynı sinyali verir; zihin bunları hızla arka plana atar. Buna karşılık değişken, öngörülemeyen ve kişiyle etkileşim hâlinde olan şeylere alışmak çok daha zordur. Bir sohbet her seferinde farklı akar, bir yürüyüşte hava her gün başkadır, öğrenilen bir konu ilerledikçe yeni zorluklar çıkarır. Bu yüzden deneyimlerin verdiği tatmin, sahip olunan nesnelerin verdiği tatminden daha uzun ömürlüdür.
İkinci bir ayrım, gürültü yapan olumsuzluklarla ilgilidir. İnsanlar iyi şeylere kötü şeylerden daha çabuk alışır. Sürekli tekrarlayan bir rahatsızlık, örneğin uzun bir yol, gürültülü bir ortam ya da çözülmemiş bir anlaşmazlık, her gün yeniden hissedilir ve nadiren arka plana düşer. Bu nedenle yaşam kalitesini artırmanın en güvenilir yolu genellikle yeni bir şey eklemek değil, her gün tekrarlayan bir sürtünmeyi ortadan kaldırmaktır.
Alışmayı yavaşlatan üç davranış
Birincisi kesintidir. Sürekli erişilebilen bir haz hızla değersizleşir; ara verildiğinde ise kısmen tazelenir. Sevilen bir şeyi biraz daha seyrek yapmak, ondan alınan tadı korumanın en basit yoludur ve mahrumiyet değil, ayarlamadır.
İkincisi çeşitlemedir. Aynı deneyimi farklı biçimlerde yaşamak, zihnin onu tek bir kalıp olarak kaydetmesini geciktirir. Aynı yürüyüşü farklı rotalarla yapmak ya da aynı sofrayı farklı biçimlerde kurmak bu yüzden işe yarar.
Üçüncüsü ise dikkati bilinçli olarak geri çekmektir. Alışılmış bir şeyin yokluğunu kısa bir süre için hayal etmek, o şeyin sağladığı farkı yeniden görünür kılar. Bu, kendini kandıran bir minnettarlık egzersizi değil, algının çalışma biçimine uygun bir hamledir: zihin farkları ölçüyorsa, farkı yeniden yaratmak gerekir.
Alışmayı anlamanın en pratik sonucu şu olabilir: gelecekteki mutluluğunuzu tahmin ederken sistematik olarak yanılırsınız. Elde edeceğiniz şeyin sizi ne kadar süreyle mutlu edeceğini abartır, uyum sağlama kapasitenizi ise küçümsersiniz. Bu iki yanılgıyı bilmek, hem gereksiz hedeflerin peşinden koşmayı hem de kayıp korkusuyla fazla ürkmeyi azaltır.